İsrail barış karşıtları, ülkede savaş yanlısı söylemin ve atmosferin güçlendiği bir dönemde, cesur sesleriyle dikkat çekiyor. 19 yaşındaki aktivist Itamar Greenberg, aldığı tehditler ve nefret kampanyalarına rağmen barış talebinden vazgeçmediğini belirtirken, halk içinde savaş çağrılarının baskın hale geldiğini vurguluyor. Bu durum, Netanyahu hükümetinin Gazze’ye yönelik sert retoriği ve İran’ı hedef alan söylemleriyle destekleniyor.
Greenberg, artan polis şiddeti ve muhalefete karşı düşmanlığı tanımlarken, siyasi figürlerin ve medyanın savaş karşıtı görüşlere karşı olan tavrının tehlikeli bir ortam yarattığını ifade etti. Barış karşıtı aktivistlere yönelik tehditlerin arttığı bu iklimde, toplumun savaşa karşı olan sesleri kısıldığı için Netanyahu’nun tutumuna karşı çıkmak daha da zorlaşıyor.
İtamar Greenberg ve Korkuları
İsrailli barış karşıtı aktivist İtamar Greenberg, korkma gerekliliği üzerine sorulara gülerek yanıt verdi. 19 yaşındaki aktivist, sokakta tükürüldüğünden ve çevrimiçi nefret kampanyalarının hedefi olduğundan bahsederek, “Evet!” diye cevapladı. “Eğer bu durumu daha fazla düşünseydim, muhtemelen korkmam gerekirdi. Ancak buna ayıracak zamanım yok,” diye ekledi. Greenberg’in ifade ettiği gibi, cesur bir duruş sergilemek için sürekli bir cesaret bulma zorunluluğu içinde.
Greenberg gibi sesler, şu anda İsrail’de halk arasında savaş isteminin yükseldiği bir ortamda oldukça nadir. Genç aktivist, Filistinlilerin uzun zamandır maruz kaldığı soykırım söyleminin yeniden gündeme geldiğini ve bu sefer hedefin İran olduğunu vurguladı. Barış yanlıları için durumun ne kadar tehlikeli hale geldiği ortada.
Savaş İstemi ve Apokaliptik Dil
İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, ülkesinin Gazze’deki askeri eylemlerini tanımlamak için kullandığı apokaliptik dili yeniden benimsemiş durumda. Geçtiğimiz günlerde Batı Kudüs’te bir İran füze saldırısı konuşmasında, İranlıları Yahudi halkının ‘biblikal düşmanı’ Amalek ile eşleştirerek halkta korku ve savaş arzusunu körükleyen söylemler geliştirdi.
İran ise, İsrail topraklarında gerçekleştirdiği belirtilen saldırılılar hakkında açıklamalarda bulunarak, füzelerinin ve insansız hava araçlarının askeri hedeflere isabet ettiğini iddia etmekte. Fakat İsrailli yetkililer, İran’ın bu iddialarını sıkça yalanlamaktadır.
Toplumdaki Savaş Coşkusu
Halk arasında artan savaş coşkusu, karşıt görüşlerin susturulduğu bir durumu beraberinde getiriyor. Greenberg, mevcut medyada ve politik arenada savaş karşıtlığına dair neredeyse hiç ses çıkmadığını belirtiyor. Sadece sol görüşlü Hadash partisi dışında, diğer tüm siyasi figürler savaşın arkasında birleşmiş durumda.
Siyasal tartışmaların azaldığı ve korku ortamının hüküm sürdüğü bir toplumsal yapıda, Greenberg ve benzeri aktivistler büyük tehlike ve saldırılara maruz kalıyor. Özellikle Salı günü gerçekleştirilen bir protestoda polislerin çevrelerinde bekleyerek, onları dövdüğünü ve gözaltına aldığını anlattı.
Barış Aktivistlerine Yönelik Saldırılar
Barış karşıtı aktivistlere yönelik bu tür saldırganlıkların sık olduğu belirtiliyor. Greenberg, süregeldikleri gözaltında hapishane görevlilerinin kendisini tehdit ettiğini ifade etti. “Yüzüme bir Davud Yıldızı kazımakla tehdit ettiler,” hatırlatmasında bulundu ve bu tür tehditlerin yalnızca kendisine değil, aynı zamanda savaşa karşı çıkan İsrailli milletvekillerine de yöneltildiğini ekledi.
Hadash partisinden milletvekili Ofer Cassif, yaşanan bu durumlar için faşistlerden gelen tehlikenin kendisi için daha büyük bir endişe oluşturduğunu ifade etti. Partisi, barış karşıtı duruşları nedeniyle giderek artan bir hedef haline gelirken, bu durum toplumda tehlikeli bir iklim yaratmaya başladı.
Siyasi Otoritenin Gazze Üzerindeki Kontrolü
Netanyahu’nun, Gazze’deki İsrail esirleri ile ilgili olarak eleştirilerine karşı toplumda daha kabul edilebilir bir tartışma ortamı gözlemleniyor. Bu durum, muhalefet için oldukça zehirli bir atmosfer oluşturmuş bulunuyor. Barış yanlılarının dile getirdiği eleştirilerin ise daha fazla dikkate alınmadığı bir tablo mevcut.
Bu bağlamda, barış aktivistlerinin durumu daha da zorlaşıyor ve antisemitik söylemlerin arkasında bulunan argümanlar, halkın gözünde daha kabul edilebilir hale geliyor.
Medyadaki Düşünce Biçimi
Siyasi analist Ori Goldberg, medyanın barış karşıtı aktivistlere yönelik küçümseyici ve dışlayıcı bir tutum sergilediğini ifade ediyor. Bu durum, toplumu diyalogdan uzaklaştırarak, sadece kutsal bir savaşta olduklarına inanan bireylerin bulunduğu bir yapının oluşmasını sağlıyor.
Goldberg ayrıca, toplumsal yapının bu şekilde evriminin barış müzakerelerini tamamen ortadan kaldırdığını vurguluyor. “Dünya durmaya çalışıyor, fakat bunun da sonucu antisemitik saldırılara maruz kalmamız oluyor, hepimiz yanıyoruz,” ifadeleriyle mevcut iklimin tehlikelerine dikkat çekti.
Sıkça Sorulan Sorular
İsrail’de barış karşıtı aktivistlere yönelik saldırılar neden arttı?
İsrail’de barış karşıtı aktivistlere yönelik saldırılar, artan savaş coşkusu ve milliyetçi bir atmosferin hakim olmasıyla meydana gelmektedir. Savaş karşıtı söylemlerin bastırılması ve muhalefetin hedef alınması, aktivistlerin daha fazla tehdit ve saldırıya uğramasına neden olmaktadır.
Savaş karşıtı aktivistlerin yaşadığı tehditler nelerdir?
Savaş karşıtı aktivistler, gözaltında tehditler, fiziksel saldırılar ve sosyal medya üzerinden nefret kampanyalarına maruz kalmaktadırlar. Bazı aktivistler, hapisteyken özel olarak hedef alındıklarını ve ifade özgürlüklerinin ciddi şekilde kısıtlandığını belirtmektedir.
İsrail’deki savaş yanlısı atmosfer, toplum üzerinde ne gibi etkiler yaratıyor?
Savaş yanlısı atmosfer, toplumda kutuplaşmaya ve diyalogsuz bir ortam oluşturmaktadır. Aktif savaş karşıtı seslerin bastırılması, şiddet ve düşmanlık hissinin artmasına, barış yanlısı düşüncelerin ise marjinalleşmesine sebep olmaktadır.
Netanyahu’nun kullandığı dil ne anlama geliyor ve neden önemlidir?
Netanyahu’nun kullandığı apokaliptik dil, savaşın meşrulaştırılması ve düşmanlıkların derinleştirilmesi amacıyla kullanılmaktadır. Bu tür yıkıcı bir dilin toplumda yaygınlaşması, savaş karşıtı görüşlerin daha da izole edilmesine ve şiddeti normalleştirme riskine işaret etmektedir.
Editörün Önerisi
İsrail Barış Karşıtları, özellikle son yıllarda ülkede artan savaş yanlısı söylemler arasında dikkat çekici bir cesaret örneği olarak öne çıkan Genç aktivist İtamar Greenberg, sesini duyurmakta kararlı bir birey olarak karşımıza çıkıyor. Kendisinin, sokakta karşılaştığı saldırganlıklar ve çevrimiçi nefret kampanyalarının hedefi olmasına rağmen barış çağrısı yapması, içinde bulunduğu atmosferde nadir görülen bir cesaret örneğidir. Savaş karşıtlığına yönelik artan baskılara rağmen, Greenberg gibi seslerin, Filistinlilerin yaşadığı tarihsel acılara dikkat çekme becerileri, ülkede barış için bir umut ışığı sunmaktadır.
Savaş yanlısı bir söylemin egemen olduğu bir ortamda, Greenberg’in söyledikleri gerçeklerin üzerini kaplayan yoğun bir nefret ve şiddet ikliminde kaybolmamakta kararlıdır. “Korkmam gerekirdi ancak buna zamanım yok,” diyerek cesaretini ortaya koymaktadır. Bu gibi bireylerin, barışa olan inançlarını savunmaları, yalnızca bireysel değil, aynı zamanda toplumsal bir sorumluluk ve cesaret örneği niteliği taşımaktadır. Ancak, barış karşıtlarının karşı karşıya kaldığı zorluklar ve tehditler, muhalefetin ne kadar tehlikeli bir ortamda varlık gösterdiğini de gözler önüne sermektedir.
Yazıyı Paylaş


