**Filistin Eylemi**, bir grup aktivistin açlık grevindeki eylemleri ve hapiste yaşadıkları korkunç kötü muameleler sebebiyle yasal işlem başlatmayı planlamasıyla gündeme geldi. 25 Mart 2026 tarihinde Londra’da yapılan bir basın toplantısında, dört aktivist hapiste maruz kaldıkları kötü muameleleri gündeme getirirken, yasal süreçlerin başladığı duyuruldu. Aktivistlerden Heba Muraisi, hapiste geçirdiği süre boyunca fiziksel ve zihinsel sağlık sorunları yaşadığını ifade ederken, kötü muameleyi hükümetin Filistin Eylemi’ni yasaklamasından sonra arttığını belirtti.
Hapisteki muamelelerin uluslararası hukuk standartlarından uzak olduğunu vurgulayan grup, özellikle yalnız hücreye atılma, fiziksel saldırı ve tedavi yetersizliğinin yanı sıra, açlık grevleri sırasında maruz kaldıkları baskıcı politikaları eleştirdi. Qesser Zuhrah, tutukluluk süresi boyunca işkenceye maruz kaldığını ve yetkililerin kendilerine karşı uyguladığı kötü muamelelerin, bedenlerine ait olmadıklarını hissettirecek kadar ağır olduğunu anlattı. Bu durum, Filistin Eylemi’nin eylemlerinin hükümet nezdinde nasıl bir tehdit algısı oluşturduğunu ve devletin aktivistlere karşı nasıl bir tavır sergilediğini gözler önüne seriyor.
Filistin Eylemi’nin Açlık Grevi ve Mahkeme Süreci
Bir ay önce serbest kalmalarının ardından, hapiste düzenledikleri uzun açlık grevi ile ilgili olarak yasal adımlar atmayı planlayan dört Filistin yanlısı aktivist, Birleşik Krallık hapishanelerine karşı dava açacaklarını duyurdu. Açlık grevine katılan bu dört kişi, kendilerine yönelik iddia edilen kötü muamele nedeniyle hukuki süreç başlatmayı düşündüklerini ifade ettiler. Basın toplantısında konuşan Lisa Minerva Luxx, sanıkların hapishanelerde maruz kaldıkları tıbbi ihmal konusunu yargıya taşımayı hedeflediklerini belirtti. İlgili aktivistler, Kasım ayında başlayan ve Ocak ayına kadar süren açlık grevinin ardından, 21 yaşındaki Qesser Zuhrah, 30 yaşındaki Teuta Hoxha, 28 yaşındaki Kamran Ahmed ve 31 yaşındaki Heba Muraisi’nin Şubat ayında Yüksek Mahkeme tarafından serbest bırakıldığını söyledi. Bu kişiler, Elbit Systems UK fabrikasına yapılan bir baskınla alakalı olarak 15 ay süreyle gözaltında tutulmuştu.
Aktivistlerin başlattığı açlık grevi, Filistin Eylemi’nin yasaklanması gibi siyasi gelişmelere karşı bir protesto biçimi olarak ortaya çıktı. Dört aktivist, açlık grevi sırasında yaşamış oldukları kötü muamelelerin yanı sıra, hükümetin Filistin Eylemi’ni “terör” örgütü olarak tanımlamasının getirdiği baskılara da dikkat çektiler. Aktivistlerin durumu, hapishanelerdeki insan hakları ihlalleri konusunda geniş bir tartışma başlatmış durumda. Öte yandan, Yüksek Mahkeme’nin bu yasaklamayı hukuksuz bulması, sürece dair umut verici bir gelişme olarak değerlendiriliyor.
Açlık Grevinin Fiziksel ve Zihinsel Etkileri
Açlık grevine katılan Heba Muraisi, 73 gün boyunca yemek yemediğini ve bu süre zarfında ciddi fiziksel sağlık sorunları geliştirdiğini açıkladı. Al Jazeera’ya verdiği röportajda, henüz eskisi gibi hissedemediğini ve görevli tarafından uygulanan zorbalıkların sağlığı üzerindeki etkilerini dile getirdi. Özellikle hapiste yaşadığı şartların kendisini ruhsal ve fiziksel olarak bedensel bir çöküşe sürüklediğini aktaran Muraisi, yalnız kalmanın getirdiği travmanın ve fiziksel saldırılara maruz kalmanın etkisi altında olduğunu ifade etti. Ayrıca, hapisteki yaşamında kendisine uygulanan başarısız tedavi yöntemlerine de dikkat çekti.
Açlık grevi boyunca pek çok zorlukla karşılaşan diğer aktivistlerden Qesser Zuhrah da benzer sıkıntıları paylaşıyor. Gözyaşları içinde, hapiste yaşadığı tecridin ruhsal durumunu nasıl etkilediğini anlattı. Nutuklarında, kendi başına geçirdiği yalnızlığın ve diğer mahkumların kendisiyle iletişim kurmaktan çekindiği bir ortamda yaşamanın getirdiği zorlukları gözler önüne serdi. Kendisi, 19 yaşındayken anti-terör polisi tarafından evinden çok yıpratıcı bir baskınla alındığını belirtti. Bunun sonucunda yaşadığı travmanın, kendisinde kalıcı etkiler bıraktığını vurguladı.
Kötü Muamele İddiaları ve Hapishane Koşulları
Aktivistlerden Kamran Ahmed, 66 gün boyunca süren açlık grevinde maruz kaldığı kötü muamelelerin etkilerinden hâlâ kurtulamadığını dile getirdi. Karşılaştığı sağlık sorunları arasında göğüs ağrıları ve nefes darlığı da bulunuyor. Ahmed, giderken yaşadığı bu olumsuzlukların yanı sıra hapiste geçmişte uygulanan kötü muamele ve koşulların da derin etkilerini taşıdığını ifade etti. Hapiste birlikte kaldığı diğer mahkumların kendisi hakkında nasıl davranıldığını da açığa çıkaran Ahmed, zor yemek yediği bir dönemde bile uygun tedavi ve destek tanınmadığını aktardı.
Söz konusu grup, tüm bu olumsuz koşullara rağmen, yaşadıkları süreci ve Devletten bekledikleri adaleti sağlama arayışlarını sürdürmekte kararlılar. Açlık grevleri sırasında hükümetin kötü muameleyi yalanlaması ve aktivistlerin maruz kaldığı hastalıkların tedavi edilmemesi, onların kararlılığını daha da güçlendirdi. Diğer aktivistler de benzer deneyimler yaşamış olup, kötü muamelelerin gerekçesiz olduğunu vurguladılar ve bunların belgelenmesi gerektiğini belirttiler.
Direniş ve Toplumsal Eşitlik Arayışı
Teuta Hoxha, gözaltında kaldığı süre boyunca yaşadığı zorluklara ve direnişçi ruhuna dair önemli açıklamalarda bulundu. İki açlık grevi geçiren Hoxha, ikinci grevinde vücut ağırlığının yüzde 20’sini kaybettiğini ve karşılaştığı baskıların nasıl insanlık dışı boyutlara ulaştığını anlatırken, hapisteki diğer mahkumların da benzer durumlar yaşadığını dile getirdi. Hoxha’nın aktardığına göre, toplumda Filistin Eylemi’ne dair yanlı bir bakış açısı var ve bu durum, kendilerine yönelik olumsuz tavırların artmasına sebep oluyor.
Hoxha, “İngiliz devletinin direnişimizi yok etmekte başarısız olduğunu” ifade ederek, toplumda adalet arayışında olduklarını vurguladı. Açlık grevleri sona erdikten sonra, Elbit Systems UK’ye karşı başlatılan protestoların ve karşı oyların hâlâ devam ettiğini belirtti. Toplumun bu süreçteki dayanışması, direnişi destekleyenler tarafından takdirle karşılanmakta ve aktivistlerin mücadele gücünü artırmakta. Filistin Eylemi’ne karşı uygulanan baskılar ve yasaklara karşı, bu aktivistlerin direnişi yalnızca onların özgürlük mücadelesinin ötesinde toplumsal eşitlik ve adalet arayışının bir yansıması olarak değerlendiriliyor.
Sıkça Sorulan Sorular
Filistin Eylemi açlık grevinde kimler var?
Filistin Eylemi açlık grevinde dördü öne çıkan aktivist bulunmaktadır: Qesser Zuhrah (21), Teuta Hoxha (30), Kamran Ahmed (28) ve Heba Muraisi (31). Bu aktivistler, Filistin yanlısı protestolar sırasında tutuklanmış ve uzun süre haksız yere gözaltında kalmışlardır.
Açlık grevinde eylemcilerin yaşadığı kötü muameleler nelerdir?
Açlık grevine katılan eylemciler, hapiste hem fiziksel hem de psikolojik kötü muameleye maruz kaldıklarını iddia etmektedir. Bunlar arasında zorla bir hücreye kapatılma, yiyecek verilmemesi, elektrolit ve vitamin eksikliği, fiziksel saldırılar ve sevdiği kişilerin ziyaretine engel olma gibi uygulamalar yer almaktadır.
Açlık grevi ne zaman başladı ve ne kadar sürdü?
Açlık grevi, Kasım 2025’te başlamış ve Ocak 2026’ya kadar devam etmiştir. Eylemciler, bu süre zarfında karşı karşıya kaldıkları kötü muameleleri protesto etmek amacıyla yemek yemeyi reddetmişlerdir.
Eylemcilerin açlık grevinden sonra hangi adımları planladığı belirtiliyor?
Eylemciler, uğradıkları kötü muameleler nedeniyle Birleşik Krallık hapishanelerine karşı yasal işlem başlatmayı planlamaktadır. Yasal sürecin detayları ve hangi suçlamaların yöneltileceği henüz kesinleşmemiştir.
Editörün Önerisi
Filistin Eylemi, sadece bir aktivizm hareketi olmanın ötesinde, insan hakları mücadelesinin önemli bir sembolü haline gelmiştir. Aktivistlerin hapiste yaşadığı korkunç muameleler, dünya genelinde dikkatleri üzerlerine çekmekte ve bu konuda seslerini yükseltmeye çalışan birçok insana ilham vermektedir. Son olarak, dört cesur aktivistin açlık grevleri süresince uğradıkları kötü muamele nedeniyle Birleşik Krallık hapishanelerine karşı yasal işlem başlatmayı planladıklarını duyurması, bu mücadelenin ne denli önemli ve acil olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor. Aktivistlerin seslerini duyurmak için katıldıkları bu tür eylemler, insana verilecek önemin altını çizerken, aynı zamanda uluslararası toplumun dikkatini de çekmeyi başarmaktadır.
Bu durum, Filistin Eylemi’nin sadece bir protesto unsuru değil, aynı zamanda bir dayanışma ve adalet arayışı olduğunu gösteriyor. Zira, hapiste yaşanan bu tür kötü muameleler, sadece bireylerin değil, bir bütün olarak insanlığı ilgilendiren bir meseledir. Bu bağlamda, aktivistlerin açlık grevi ve hapishane koşulları hakkında duydukları korkunç gerçekler, hem kamuoyunda hem de yasal alanda önemli değişimler yaratma potansiyeline sahiptir. Aksi halde, tüm bu olumsuz deneyimler, Filistin Eylemi gibi adalet arayan toplulukların varoluşunu tehdit eden, baskıları ve ayrımcılığı normalleştiren bir sürecin parçası haline gelebilir.
Yazıyı Paylaş


