Okul katliamları, yalnızca bireysel delilik vakaları olarak değerlendirilmemelidir; bu trajediler, toplumun derin yaralarının bir yansıması olarak karşımıza çıkmaktadır. Son zamanlarda yaşanan Kahramanmaraş ve Şanlıurfa’daki saldırılar, 2023 yılındaki büyük depremin ardından travmanın nasıl derinleştiğine ve toplumun ne denli kırılgan hale geldiğine dair çarpıcı örnekler sunuyor. Uzmanların belirttiği gibi, bu olaylar aslında daha geniş sosyal dinamiklerin patlama noktasıdır.
Araştırmalar, okul katliamlarının nedenlerini yalnızca bireysel ruhsal bozukluklarla değil, aynı zamanda sosyal dışlanma, erkeklik normlarının baskısı ve toplumsal anomi ile açıklamaktadır. Harvard sosyoloğu Katherine S. Newman’ın vurguladığı gibi, saldırganlar genellikle okulun sosyal hiyerarşisinde dışlanmış, kendilerini bir tür intikam veya güç gösterisi ile kanıtlamaya çalışan gençlerdir. Dolayısıyla, bu olayların ardındaki sebepleri anlamak, yalnızca bireyleri değil, o bireylerin yetiştiği sosyal yapıyı da sorgulamayı gerektiriyor.
Okul Katliamlarının Toplumsal Temelleri
Okul katliamları, bireysel delilik tanımlamasıyla geçiştirilemeyecek kadar derin toplumsal sorunların bir yansımasıdır. Merhum mimar Turgut Cansever’in ifadesiyle; bir şehri inşa etmeye çalışırken, o şehrin geleceği ile ilgili olan neslin ihmal edilmesi, gelecekte tahrip edici sonuçlarla karşı karşıya bırakır. Son yıllarda Kahramanmaraş ve Şanlıurfa’da yaşanan okul saldırıları, bu uyarının acı bir tezahürü olarak karşımıza çıkıyor. Depremin yaralarının henüz sarılmadığı bir dönemde, travmanın üzerine eklenen bu şiddet eylemleri, yalnızca bireylerin değil, toplumun da derin yaralara neden olduğunu gösteriyor. Medyada sıkça rastlanan ‘ruh hastası’ ya da ‘deli’ etiketleri, bu sorunun zayıf bir çözümlemesi olarak kaldığı için gerçeği gözden kaçırmamıza yol açıyor.
Okul katliamları üzerine yapılan araştırmalar, Sosyolog Katherine S. Newman’ın ‘Rampage: Okul Katliamlarının Sosyal Kökenleri’ isimli eserinde derinlemesine inceleme fırsatı sunuyor. Newman, benzer olayları inceleyerek, saldırganların genellikle sosyal hiyerarşi içerisinde dışlanmış ‘loser’ olarak tanımlandığını, medya tarafından şiddet senaryolarının öğrenildiğini ve öğretmenlerin bu durumu açıkça dile getirememesi gibi etmenlerin bu tür eylemleri tetiklediğini belirtiyor. Kahramanmaraş ve Şanlıurfa örneğinde, bu durum, travma ile boğuşan gençlerin dışlanmışlık hissinin artmasıyla daha da belirgin hale geliyor. Deprem sonrası yoğun göç bu şehirlerde sosyal bağların zayıflamasına yol açtı ve geleneksel kimliklerin kaybolmasına neden oldu.
Anomi ve Gençlerin Psikolojisi
Émile Durkheim’ın tanımladığı anomi durumu, belirli normların belirsizleştiği ve sosyal bağların zayıfladığı bir dönemi ifade eder. Bu tür ortamlarda birey kendini boşlukta hissetmekte, amaçsızlık hissi içinde kaybolmaktadır. Kahramanmaraş ve Şanlıurfa’daki okul saldırıları, tam da bu anomik durumun bir dışavurumu olarak karşımıza çıkmaktadır. Sosyal yapının zayıflaması, bireylerin arasında ciddi bir yakınlık kaybına yol açmıştır. Aile, okul ve topluluk bağlarının kopması, gençlerin geleceğe yönelik umutlarını yok ediyor ve bu durum da şiddet içeren eylemlerin önü açıyor.Özellikle ergenlik çağındaki gençlerin içinde bulundukları bu belirsizlik, bazı durumlarda travmatik ve şiddet içeren yollarla kendini ifade etme arayışına dönüştürüyor.
Robert K. Merton’un anomi teorisinde de benzer şekilde toplumun milletlere başarı hedefleri sunarken, bu hedeflere ulaşma yollarının eşit şekilde dağıtılmadığı görülmektedir. Bu durum, bireylerde derin bir gerilim meydana getiriyor ve özellikle okul sisteminde başarı ve statü arayışlarının yoğun olduğu ortamlarda, gençlerin bu hedeflere ulaşmada yaşadığı zorluklar, onları intikam alma arayışına sürükleyebiliyor. Okul, en yüksek sosyal hiyerarşinin yaşandığı alan olduğundan, hedeflere ulaşamayan gençlerin şiddeti bir çözüm yolu olarak benimsemesi hiç de şaşırtıcı değil.
Şehirleşmenin Etkileri ve Yalnızlık
Louis Wirth’ün şehir toplumları üzerine yaptığı tespitler, okul katliamlarının arkasındaki sosyal dinamikleri aydınlatmak açısından önemlidir. Şehirleşme, bireyleri kalabalıklar içinde yalnızlaştırmakta ve bu durum onların sosyal ilişkilerini zayıflatmaktadır. Wirth, bireylerin samimi ilişkilerden koparak anonimleştiğini ve aidiyet duygusunun zayıfladığını belirtmektedir. Kahramanmaraş ve Şanlıurfa’daki olaylar, şehirleşmenin bireyler üzerindeki bu olumsuz etkilerini gözler önüne seriyor. Depremin yarattığı belirsizlikler, sadece fiziksel yapıları değil, sosyal bağı da güçsüzleştiriyor. Aile ve topluluk yapıları zayıflarken, gençlerin yalnızlık hissi ve dahil olma ihtiyacı, şiddet eylemlerine sürüklenmelerine olanak tanıyor.
Bu sosyal bağın kopması, yalnızca gençlerin fiziki sağlığı üzerinde değil, ruhsal sağlığı üzerinde de büyük etkiler yaratıyor. Anomi durumu içinde sıkışan gençler, kendilerine sunulan bu boşlukları doldurmakta zorlanıyor, hatta bu durum bazen dramatik sonuçlar doğurabiliyor. Bununla birlikte deprem gibi büyük felaketler, bu kırılma noktalarını daha da derinleştiriyor. Bu nedenle, şiddeti bir çıkış yolu olarak gören gençlerin sorunlarının bireysel delilik değil, toplumsal koşulların bir yansıması olduğu net bir şekilde anlaşılmalıdır.
Sağlık Modellerinin Yeniden Değerlendirilmesi
Sosyal izolasyon ve gençlerde yaşanan şiddet eylemleri üzerinde durmak, en güncel sorunlarımız arasında yer alıyor. Okul katliamlarının çoğunlukla erkek çocuklar tarafından gerçekleştirilmesi, erkeklik anlayışındaki krizi gösteriyor. Araştırmalar, Michael Kimmel ve Eric Madfis’in ortaya koyduğu ‘zehirli erkeklik’ kavramını dikkat çekiyor. Okul ortamında sunulan dar bir ‘gerçek erkek’ tanımı, bu tanıma uymayan gençlerin dışlanmasına yol açıyor. Gençlerin yaşadığı erkeklik kaybı, okulun bir otorite figürü olarak hizmet etmesinden kaynaklanıyor ve bu baskıyı aşamadıklarında, şiddeti bir güç gösterisi olarak kullanma yoluna gidiyorlar.
Bu nedenle, saldırganı yalnızca bir ‘deli’ olarak tanımlamak, sorunların üzerini örter ve toplumsal dinamikleri göz ardı eder. Gerçekte, bu gençler topluma uygun bir kimlik geliştiremedikler için dışlanma hissi içinde kıvranırken, şiddet dolu senaryoları benimseme yoluna giderler. Medya bu tür eylemleri, benzer adayı şiddete yönlendirmek üzere büyük bir gösteriye dönüştürür. Özetle, sağlıklı erkeklik modelleri geliştirmek ve sosyal dışlanmayı minimize etmek, mevcut durumun çözümünde önemli bir yer tutar. Aksi takdirde, toplumdaki yalnız binaların yanına yalnız ruhlar da eklenecektir.
Sıkça Sorulan Sorular
Okul katliamlarının sebepleri nelerdir?
Okul katliamlarının başlıca sebepleri arasında sosyal dışlanma, anomi durumu, erkeklik krizi ve medya etkisi yer alır. Gençler, toplumsal beklentilere ulaşamadıkları için şiddeti bir çıkış yolu olarak görebilirler.
Depremler okul katliamlarını nasıl etkileyebilir?
Depremler, sosyal bağları zayıflatarak ve gelecek kaygısını artırarak, bireylerde dışlanma hissini keskinleştirir. Bu durum, anomik bir ortam oluşturur ve okul katliamlarına yol açabilecek gerilimi artırabilir.
Okul saldırılarında medya etkisi nedir?
Medya, okul saldırılarını büyük bir gösteri haline getirerek bu eylemlerin başka potansiyel faililer için bir şiddet senaryosu olarak algılanmasına yol açar. Bu durum, saldırganın toplumun erkeklik tanımına uymama hissiyatını besleyebilir.
Sağlıklı erkeklik modelleri sunmanın önemi nedir?
Sağlıklı erkeklik modelleri sunmak, gençler arasındaki sosyal dışlanmayı azaltır ve güç ile şiddet arasındaki denklemi kırarak, okul katliamlarının önlenmesine katkıda bulunabilir.
Editörün Önerisi
Son yıllarda yaşanan okul katliamları, toplumumuzun göz ardı ettiği derin sosyal yaraları açığa çıkarmaktadır. Kahramanmaraş ve Şanlıurfa’da gerçekleşen trajediler, bireysel delilik etiketinin ötesine geçerek, toplumsal yapımızdaki çürümüşlükleri ve sorunları gözler önüne sermiştir. Eğitim kurumlarının, gençleri sadece akademik bilgi ile donatmanın yanı sıra, duygusal ve sosyal açıdan da desteklenmesi gerektiği aşikardır. Bu tür saldırıların nedenlerini anlamak için, bireylerin yaşadığı anomi durumunu ve ergenlik dönemindeki erkeklik algısını incelemek gerekmektedir. Gençlerin, baskı altında hissettiği bir dünyada, insan ilişkilerinin zayıfladığı, aidiyet hissinin kaybolduğu bir ortamda şiddeti bir çözüm yolu olarak görmeleri, esasen toplumun bir yansımasıdır.
Toplumun bu tuhaf ve karanlık döngüsünden kurtulabilmenin yolu, eğitim sisteminin temellerini yeniden inşa etmekten geçiyor. Okul kültürünün sadece başarıya odaklanmak yerine, sosyal dayanışmayı ve sağlam bir karakter gelişimini öncelikli kılması zaruridir. Okul katliamları sadece ruhsal sorunları olan bireylerin işi olarak düşünülmemeli, aynı zamanda bu bireylerin yetiştiği toplumsal ortamın da sorgulanması gerektiği unutulmamalıdır. Turgut Cansever’in sözünde vurgulandığı gibi, neslin ihmal edilmesi, imar edilen şehri tahrip etme riskini beraberinde getirir. Dolayısıyla, gazeteciler ve toplum liderleri, bu sorunu köklü bir şekilde ele alarak, sadece haber yapmakla kalmayıp, toplum bilincini artıracak projeler geliştirmelidir.
Yazıyı Paylaş


