ABD-İsrail İran Savaşı, 28 Şubat’tan bu yana tam 100 gündür devam ediyor ve çatışmaların yıkıcı sonuçları her geçen gün daha da belirgin hale geliyor. Başkan Trump, savaşın “çok hızlı” sona ereceğini belirtmesine rağmen, 8 Nisan’da kabul edilen ateşkese rağmen Hürmüz Boğazı büyük ölçüde kapalı kalmaya devam ediyor, çatışmalar ise sık sık tırmanıyor ve müzakereler defalarca başarısız oldu.
Bu 100 gün boyunca en az 7,000 insanın hayatını kaybettiği bildiriliyor; bu ölümler arasında Lübnan, İran ve Afganistan’daki siviller bulunduğu gibi, ABD ve İsrail askerleri de yer almakta. Ayrıca, İsrail’in Lübnan’ın güneyine yönelik devam eden bombardımanı, bir milyondan fazla insanı yerinden etti ve ülkenin beşte birini işgal edilmesine neden oldu. Ekonomik etkileri de oldukça derin; petrol fiyatları neredeyse iki katına çıktı, 146 ülke benzin fiyatlarında artış yaşamaya başladı ve küresel borsa endeksleri dalgalanmalar yaşıyor, bu da savaşın sadece sahada değil, ekonomik alanda da geniş bir etki yarattığını gösteriyor.
Savaşın Başlangıcı ve İnsan Kaybı
28 Şubat 2026’da, ABD ile İsrail’in İran’a karşı başlattığı savaş, birinci ayının sonunda girmiş olduğu dönemde, neredeyse 100. gününe ulaşmış durumda. Bu süreçte, trajik bir şekilde savaştan kaynaklanan ölü sayısı ciddi boyutlara ulaşmış bulunuyor. İlk veriler, savaşın etkilediği coğrafyalarda toplamda en az 7,000 insan hayatını kaybettiğini gösteriyor. Bunun yanı sıra, Lübnan’de 3,593 kişi öldü, İran’da ise 3,468 kişi savaşın kurbanı oldu. Körfez ülkelerinde de 29 kişinin yaşamını yitirdiği kaydedildi. Ayrıca, ABD-İsrail savaşının başlangıcından itibaren, İran’a yönelik yapılan saldırılarda 26 İsrail askeri ve 13 Amerikan askeri hayatını kaybetti. Bu rakamların zamanla artırılabileceği, durumun ciddiyetini artırmaktadır.
Savaşın ilk günlerinden itibaren, bölgedeki insan kaybını artıran ana faktörlerden biri, hem İran’daki savaş muhalefeti hem de Lübnan’daki direniş gruplarının ABD-İsrail’in saldırılarına karşı gösterdiği direniş oldu. İnsanlar, evlerini terk etmek veya güvenli bölgelere sığınmak zorunda kalırken, bu durum sivil hayatı ciddi şekilde etkiledi. Ayrıca, savaşın beraberinde getirdiği insani kriz, uluslararası toplumun dikkatini çekti ve birçok insan hakları kuruluşu, sivil kayıpların ve insan hakları ihlallerinin araştırılmasını talep etti.
Lübnan’daki İşgal ve İnsani Kriz
Savaşın derinleşmesiyle birlikte, İsrail’in Lübnan’daki saldırıları ve işgali daha da belirgin hale geldi. 17 Nisan 2026’da Lübnan’da yürürlüğe giren bir ateşkes olmasına rağmen, İsrail güçleri güney Lübnan’ı bombalamaya devam etti. Bu bombardımanlar sonucunda, bir milyondan fazla Lübnanlı yerinden edildi ve bu insanlar mülteci durumuna düştü. Başbakan Nawaf Salam, bu durumu ‘toprağın yakılma politikası’ ve ‘toplu ceza’ olarak nitelendirerek, yerleşim yerlerinin yok edilmesinin ve sivil halkın yerinden edilmesinin kabul edilemez olduğunu belirtti. 1 Haziran itibarıyla, İsrail güçleri Lübnan’ın güneyine doğru ilerleyerek 25 yılın en derin gelişmesine imza attı ve Beaufort Kalesi’ni ele geçirdi.
İsrail’in Lübnan’daki askeri varlığı, yerel halk üzerinde ağır bir baskı oluşturuyor. Savaşın yıkıcı etkileri, sadece askeri hedefleri değil, aynı zamanda yerleşim yerlerini, sağlık hizmetlerini ve günlük yaşamı da etkileyerek ağır bir insani kriz yaratıyor. Bu noktada, uluslararası insani yardım kuruluşları, bölgedeki durumu değerlendirmek ve yaralıları kurtarmak amacıyla acil yardım davetlerinde bulundular, ancak erişim sorunları nedeniyle bu yardımlar çoğu kez istenilen düzeyde yapılamıyor. Özetle, ABD-İsrail savaşının etkileri sadece askeri değil, sivil yaşam üzerinde de oldukça yıkıcı sonuçlar doğurmakta.
Hürmüz Boğazı ve Küresel Ekonomi Üzerindeki Etkileri
Hürmüz Boğazı, stratejik önemi ile savaşın başlangıcından itibaren sıkça gündeme geliyor. Savaşın başlamasıyla birlikte, bu boğazdan geçen tanker sayısı büyük ölçüde azalmış durumda. Savaş öncesinde günlük olarak 100’ün üzerinde gemi geçiş yaparken, bu sayı 28 Şubat ile 31 Mayıs tarihleri arasında günde ortalama yedi geçişe düştü. Yaklaşık 607 geminin bu süre içinde Hürmüz Boğazı’ndan geçtiği belirtilmekte. Bu düşüş, küresel enerji piyasalarında adeta bir çöküş etkisi yarattı ve dünya genelindeki petrol ve gaz stoklarının hızla tükenmesine neden oldu. Ayrıca, ABD’nin Nisan ortasından itibaren uyguladığı ablaka, su yolundaki ticaretin daha da bozulmasına yol açtı.
Küresel enerji fiyatları da savaşın etkisiyle ciddi şekilde yükseldi. Brent petrol fiyatları, savaşın başlangıcında varil başına 70 dolardan 100 doları aşmış ve en sonunda 120 dolara kadar çıkmıştır. Bu artış, özellikle benzin fiyatlarına yansıyarak, 146 ülkenin benzin fiyatlarını artırdığı kaydedilmektedir. Asya ülkeleri, Körfez ülkelerinden petrolün %60’ını ithal ettiğinden, bu durum en çok onları etkilemiştir. Bazı ülkelerde benzin fiyatları, Myanmar gibi yerlerde %90’dan fazla artış göstermiştir. Sonuç olarak, Hürmüz Boğazı’ndaki gelişmeler, sadece yerel değil, küresel ekonomiyi de derinden etkileyen bir durum haline geldi.
Müzakereler: Çözüm Bulunamayan Sorunlar
Müzakere süreçleri, savaşın bir çözümü olmadan devam etmektedir. Çeşitli turlar sonucunda, iki kez savaş patlak vermiştir; ilki Haziran 2025, diğeri ise 28 Şubat 2026 tarihinde gerçekleşmiştir. Bu müzakereler sırasında, tarafların uzlaşmaya varamadığı birçok kritik konu bulunmaktadır. 8 Nisan 2026’da yürürlüğe giren ateşkes, Pakistan tarafından aracılık edilmesine rağmen, nükleer hedefler üzerindeki tartışmalar hâlâ çözümsüz kalmıştır. Bu durum, müzakerelerin neticesiz kalmasına ve savaşın devamlılığına zemin hazırlamaktadır.
ABD tarafının önerdiği anlaşma taslaklarının İran tarafından reddedilmesi, müzakereleri oldukça zorlayıcı bir hale getiriyor ve iki taraf arasında güvenin zedelenmesine neden oluyor. Devam eden bu belirsizlik, bölgedeki insani durumu daha da kötüleştirmekte ve savaşın neden olduğu yaralar henüz sarılamamıştır. Müzakerelerin sonuçsuz kalması, süre gelen savaşın uzamasına ve daha fazla kayba yol açmasına sebep olmuştur. Kısacası, devam eden müzakereler, taraflar arasındaki güven krizinin derinleşmesine ve yeni çatışma ihtimallerinin artmasına yol açmaktadır.
Sıkça Sorulan Sorular
ABD-İsrail’in İran’a karşı savaşı ne zaman başladı?
ABD-İsrail’in İran’a karşı savaşı 28 Şubat 2023’te başladı ve şu anda 100. gününe girmiştir.
Savaşın sonucunda toplam kaç kişi hayatını kaybetti?
Savaşın 100. günü itibarıyla, en az 7,000 kişi hayatını kaybetmiştir. Bu rakam Lübnan, İran ve Körfez ülkelerindeki ölümleri içermektedir.
Hürmüz Boğazı’ndaki gemi geçişleri ne durumda?
Savaşın başlangıcından bu yana Hürmüz Boğazı’ndaki gemi geçişleri günde ortalama 100’den 7’ye düşmüştür. Bu nedenle, birçok gemi mahsur kalmış ve küresel petrol stokları önemli ölçüde azalmıştır.
Enerji fiyatlarındaki yükseliş, hangi ülkeleri etkiledi?
Savaş sonucu enerji piyasaları sarsıldığında, en az 146 ülke benzin fiyatlarını artırdı. Asya ülkeleri, Körfez’den petrolün en yüksek miktarlarda ithalatını yaptığı için en fazla etkilenen bölgeler oldu.
Editörün Önerisi
ABD-İsrail İran Savaşı: Çatışmanın 100 Günü ve Sonuçları, karmaşık jeopolitik dinamikleri ve artan insani kayıplarla dolu bir dönemi kapsıyor. Bu savaşın başlangıcından itibaren, insan kaybı ve ekonomik tahribat dünya genelinde endişelere yol açtı. Al Jazeera’nın grafiksel verileri, savaşın sonuçlarının ne kadar derin ve kalıcı olduğunu açıkça ortaya koyuyor; özellikle İran ve Lübnan’daki kayıpların sayısı, sokağa çıkmalar ve yaşanan insani dramlar oldukça çarpıcı. 7,000’den fazla ölü, bu savaşın gerçek yüzünü gözler önüne sererken, müzakerelerin başarısızlığı ve ateşkese rağmen devam eden çatışmalar, geleceğe yönelik belirsizlikleri artırıyor.
Ateşkesin ardından Hürmüz Boğazı’nın hala büyük ölçüde kapalı kalması ve günde sadece 7 geminin geçiş yapabilmesi, küresel enerji piyasalarında büyük dalgalanmalara yol açtı. Ölçülen petrol fiyatları, savaşın başlangıcından bu yana neredeyse iki katına çıkarak, dünya ekonomisini derinden sarsacak boyutlara ulaştı. Ekonomik etkiler sadece belli başlı ülkelerle sınırlı kalmadı; 146 ülke, pompa fiyatlarındaki artışlarla karşı karşıya kalarak, geniş kitlelere yansıyan bir mali krizle yüz yüze geldi. ABD’nin İran’a karşı uyguladığı ablukalar, durumu daha da karmaşık hale getirdi; jeopolitik dengelerin değişimi ve müzakere süreçlerinin başarısızlığı, daha fazla istikrarsızlık kaynağı oldu.
Yazıyı Paylaş


